Bebek Tarihi

 

Bebek semti  ve koyu Boğazın genişlemesiyle meydana gelen derin bir girintinin içinde Arnavutköy/ Akıntı burnu ile Rumelihisarı arasındaki engebeli bir alanda  yer alır.  Beşiktaş ilçesine bağlıdır. Nüfusu, 2OO8’de yapılan son nüfus sayımına göre 7,600 civarındadır.

 

Geçmişi Hıristiyanlık öncesi döneme kadar giden bu semtin adının nereden geldiği kesin bilinmiyor.  Bir balıkçı köyü olarak kurulan bu yerin  bilinen en eski adı Chilai ya da Skallai, yani iskelelerdir. 

Evliya Çelebi'ye göre semt Bebek adını fetihden kısa bir süre sonra buraya atanan, yüzü bebek kadar güzel dolayısı ile de Bebek Yüzlü Çelebi lakabı ile anılan devlet görevlisi bir çelebiden almış.  Bebek Yüzlü Çelebi’nin bu  beldede bir köşk, bir de bahçe yaptırttığı söylenmekte ise de bununla ilgili elde kesin bir delil yoktur.

 

Bebek’te ilk kasır semtin adı ile anılan bahçede Yavuz S. Selim (1512-1520)  tarafından yaptırtıldığı bazı kitaplarda ileri sürülüyorsa da bu konuda tereddütler vardır. 

 

Günümüzün kentlerinde ayrıcalıklı bir hayat yaşamanın en önemli ölçülerinden biri, yeşil bir doku içinde denize yakın olmaktır. Bebek’e doğa ikisini de vermiştir. II. Selim “bostancıbaşı’ya hüküm ki...” diyerek başlattığı 1567 tarihli bir emirnamesinde, Bebek koyunun arkasındaki bol kuşlu ormanlarda avlanmayı yasaklamış olması 16.asırda bu beldenin ormanlık olduğunun kuvvetli bir delilidir.

Eldeki veriler, IV. Murat’ın   (1623 – 1640)  Hasan Halife namlı bir yeniçeri ağasına Bebek’te bağlık bahçelik bir arazi ihsan ettiğini gösteriyor. Burasının zamanla Bebek Sultan Bahçesi olarak ünlendiği ve semtin adını çok aştığı çeşitli kaynaklarda rastlanmakta. Coronelli’nin 1688 tarihli haritası Sultan Bahçesinde bir kasrı da işaret ediyorsa da buna dair fazla kanıt yokdur.  Bir tür rehin konuk olarak İstanbul’da yaşayan Boğdan’lı Prens Dimitri Kantemir’in 1734 de yaptığı harita, Bebek Koyunda bir Sultan Bahçesini, Rumelihisar civarında Kayalar Köyünü, yakınında bir müslüman mezarlığını ve sahilden içeriye doğru uzanan koruları gösteriyor.  Haritanın yanısıra eldeki bir resme göre bu koruluğun selvi ağaçlarından olduğunu biliyoruz.  Bu tarihde kıyıda birkaç gemi kalafat yerinin,  köyde dokuma tezgahlarının sahilde fazla sayıda olmamakla beraber evlerin ve küçük yalıların olduğu da bilinmekte.

18. yüzyılın  ilk çeyreğine kadar yörenin mamur olmadığı, var olan kasırların terk edildiği, hatta bu harabelerde barınan haydut, eşkıya yüzünden beldenin kötü bir üne sahip olduğu yazılanlar arasındandır..

 

.Bebek’in belli başlı bir yazlık yerleşim yeri olarak bellenmesi, barışcı bir siyaset yanlısı olan III. Ahmet’in,  (1703 -1730) Bebek Koyunda hanedan için Humayunuabad adı verilecek bir saray, yanına bir camii ile bir hamam  yapılmasını buyurması ile başlar. Dönem,  tarihimizde Lale Devri olarak bilinen zamanın padişahının adı kadar sadrazamı Damat İbrahim Paşanın da ismi ile anılan oniki yıllık sanat, edebiyat, kültür alanında gelişmelerin olduğu, İstanbul’da saray ve köşklerin inşa edildiği şehir halkının uzun süren savaşlar sonunda mutluluk yaşadığı zevk ve sefa zamanıdır. III Ahmet  Humayunuabad Kasrı’nın  yapımını başlatmasıyla birlikte  Akıntıburnu’ndan , Hisar’a kadar olan kırk yalılık yeri de iskâna açar. Kayıtlar bu yerlerin hemen vezirler, paşalar, şeyhülislamler tarafından satın alınıp buralarda birbirinden güzel sahilhanelerin ve yalıların yapıldığını gösteriyor.  Padişah bu sarayda kaldığı günlerde Bebek Koyu kancabaş sandallar ile dolar, sarayın bahçesinde sazlar çalınır şarkılar söylenirmiş.

Belgelerden Bebek sahilindeki yalıların çoğunun kimlere ait olduğu  bilinmektedir; bu yalıların arasında yörenin yönetimini dirlik ve düzenini sağlayan bir bostancı ocağı, buranın yıkılmasından sonra bir tulumbacı ocağı  ile sefere çıkan gemilere kuru yiyecek üreten bir de peksimethane vardır.  Zamanla bu yapıların gerisinde kalan yerleşim yerinde de büyüme başlar,  bir küçük çarşı oluşur.  III. Selim zamanının İstanbul’unu eşsiz gravürleri ile yaşatan ressam ve yazar Melling, Bebek havalisini ‘bu köy bir vadi boyunca yayılır. Bu vadiyi bir dere sular diye anlatmıştır.

Lale Devrinde ülke yönetiminde olumlu gelişmeler olmuşsa da, ordunun İran seferininden yenik dönmesi, şehirdeki belirli bir zümrenin göze batacak kadar israfa yönelmesi, Patrona Halil adlı bir kişinin başkaldırmasına sebep olur ve devletin ileri gelenlerinden birkaçının başı verilir. Kağıthanedeki köşkler yıkılıp, yakılır ve bu sefa devri  sona erer. İsyancılar Boğazdaki yalılara dokunmamışlardır ama III. Ahmet’ten sonra gelen üç padişah da Humayunuabad ile eskisi gibi ilgilenmemişlerdir.  Lale devrinin bitmesinden itibaren bu aray daha çok dışişleri ilgili toplantılarda kullanılmaya başlanmış ve bundan dolayı burası ‘Konferans Sarayı’ olarak anılır olmuş. Saray kayıtlarından birine göre 1848’de, diğer bir kayda göre 1853’de yıkılmış,  bahçesi halka açılmış, 

Hümayunuabad Kasrı’nın zamanın siyasi şartlarından dolayı eskiye nazaran debdebeli döneminin sönmesiyle, saray yakını yalı sahiplerinin bir kısmı bu mülklerini elden çıkartmaya başlamış, onların yerine Arnavutköy’de  oturan müslüman olmayan tüccarlar kıyılara doğru uzanmaya başlamıştır.            Akıntıburnu’ndan itibaren sahilde, arkadaki küçük yamaçlarda, köy içindeki  Ermeni mahallesinde müslüman olmayan  Osmanlı tek tük  köşk diyeceğimiz büyüklükte   evler inşa eder olmuş.  Bunların içinde en önemlileri  köyün içinde  Yorgoki Çelebi’nin yaptırttığı ve Robert Kolejin ilk binası olarak kullanılmış  olanı ile,  bir Osmanlı–Ermeni tüccarının 1751’ de yaptırdığı ve bugün Kavafyan Konağı olarak bilinen görkemli konaklardır.  Kıyıda Arşoguhi Hanım büyük bir arsa almış, kalafat yerinin üst başında Narlıyan Efendi büyük bir yalı yaptırtmıştır 

Akıntıburnu’nda Beyhan Sultan’ın vakfettiği nefis sebil ve gedikli baş hizmetkarları için yaptırdığı kahvehanelerden sonra gelen Beyhan Sultan Sarayı’ndan itibaren Rumelihisarı’na kadar olan yalıların hemen hemen hepsinin eldeki belgelerde kayıtlarını bulmak mümkündür. Bu yalılar Arif Molla Efendi Yalısı, Mehmet Paşa Köşkü, Hekibaşızade Behçet Efendi Yalısı, Hazinedarbaşı Şakir Ağa Yalısı, Eski Mekke Mollasının Yalısı, Elmas Ebezade Mustafa Efendi Yalısı, Üsküdar Mollası Halit Efendinin Yalısı, Yessarizade İzzet Efendi Yalısı, Yılanlı Yalı, Sait Paşa Yalısı ve Büyük Halim Paşa Yalısı şeklinde sahiplerinin isim ve ünvanları ile anılırlar. Büyük Halim Paşa Yalısı dünyanın en büyük ahşap meskenlerinden biriydi. Yalının bağı, bahçesi ile kapladığı alan 200 dönüm civarındaydı. Bir ara Brandenburg ve Polonya elçiliklerinin yerleştiği Bedestanilerin yalısnıı bir süre sonra Kirkor Köçeoğulu satın almış ve bu yalı bundan böyle Köçeoğlu Yalısı yalısı olarak ünlenmiştir. Bebek’ te Lale Devrinde yapılmış en namlı yalılarından biri de   III cü Ahmed’ in  kazaskerlerinden Dürrizade Akif Efendinin  Bebek Sultan Bahçesi’ndeki bakımsızlıktan son derece harap haldeki eski kasrı yıkarak  yerine  yaptırttığı  Dürrizade Yalısıdır.   Bu bahçe arazisinden arta kalan kısmına II. Mehmet’ in sadrazamlarından Rauf Paşa öylesine görkemli bir bina yaptırtmıştır ki ondan burayı satın alan Ali Paşa zamanında, Abdülaziz’in İngiltere ziyaretini iade etmek üzere gelen İngiliz prensinin şerefine verilen balo burada yapılmıştır.  Ali Paşa’nın ölümünden sonra, aylık gideri 4000 altını bulan bu yalının giderlerinin karşılanamamasının üzerine Sultan Abdülhamit burayı satın alarak bir kayda göre bu yalıyı Mısır Hıdıvi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi Emine Paşa’ya ‘hediye etmiş, bir diğer kayda göre burayı Emine Paşa kendisi satın almıştır. Adı geçen mülklerin görkemliliğine bir diğer örnek ise arazisinin büyük bir kısmı 1850’de kurulma aşamasında olan Robert Kolej’e verildiği halde çevresinde bir koru barındıran Arifi Paşa Yalısı’dır.  Mabeyinci Faik Bey ile mabeyinci Cevat Beyin yalıları gibi bu belde de daha birçok ünlü yalıyı veya kapısında iki büyük merner aslan heykeli ile meşhur Aslanlı Konak, Ayşe Sultan Köşkü gibi büyük yapıları saymak mümkün.

19. yüzyıl başında Hümayunuabad Sarayı ve Bebek Bahçesi’nden Rumelihisarı sınırına kadar uzanan sahildeki yerleşimi ve onların  ağa, paşa, sadrazam,  şeyhülislam, üç tuğlu vezir, zengin tacir maliklerini gösteren listeler tapu defterlerinin  soluk sayfalarında yerli yerinde duruyor ama  ne yazık ki     işleme ve süslemeleriyle bir dönemin zevkini yansıtan,  18. ve 19. yüzyıl Osmanlı yaşamına ışık tutacak özelliklere sahip, herbiri mimarlık tarihimiz açısından çok değerli olan  bu binaların bir ikisi hariç  hiçbiri ayakta değil.  Bu yapılar yanmış veya bakımsızlık ve özensizlikten yıkılmıştır.  Örneğin Beyhan, Mihrimah, Atiye, Seniye,  Zekiye, Feride hanımların sultanlık yaptığı 150 yıllık tarihi binaya  1931 yılında Feyziati liseleri Boğaziçi Lisesi olarak taşındı isede bu yapı yol genişletilmesi çalışmaları sırasında ellili yılların sonunda yıkıldı.

Akıntıburnunun’daki Beyhan Sultan Sarayı’nın arkasındaki tepede İzzetâbâd  ve Abraham Paşa’nın köşklerinden biri  bakımsızlığa diğeri kıvılcımlardan saçılan alevlere dayanamayıp  yok olup  gittiler  İzzetâbâd Köşkü bir şirket tarafından yeniden inşa edildi.

III. Ahmet tarafından ilk iskana açılmasından itibaren Bebek her devirde  gerek üst kademe bürokratların,  yerli yabancı diplomatların, iş hayatındaki önderlerin, şair, yazar, ressam, sahne sanatkarlırının   yaşamayı seçtikleri yer olarak, gerekse bir Boğaz havası alıp günün yorgunluğunu atmak için              gelinen bir yer olarak daima bir ilgi noktası olmuştur.

Bebek’te Zaman Rüzgarına  takılıp kaybolanlar

Zaman rüzgarı diye tanımlayacağımız akım  bazen meltem gibi tatlı, tatlı bazen de sert hem  insanları hem de  semtleri önüne katıp onları değiştire değiştire durmamacasına  eser de eser, ............. Bir ölçüde bu rüzgarın hızını  kesmek mümkünse de bu oldukça zordur,  kuvvetli bir öngörü, plan,  program ister. 1960’dan itibaren bu rüzgar Bebek’te sert esmeğe başladı. apartıman inşaası hızlandı, yamaçları sardı, bahçeler ufaldı, nüfusu çoğaldı, yolu, sokağı, caddesi burada yaşayanlara bile dar gelir oldu.

Humayunuabad Kasrı

 

Tarihimizde Lale devri diye bilinen dönemim padişahı III. Ahmet’in buyruğu ile Bebek Koyu’na bakan bir mevkide yapılan saraydır. Bu binanın çok debdebeli ama kısa bir hayatı olmuştur.  Bu devrin kanlı bitmesi sonucu saray uzun süre pek fazla kullanılmaz olmuş ancak burada diplomatik görüşmeler yapılmıştır.

Kasır, bir kayda göre 1848 diğer bir kayda göre 1853 yılında Sultan Abdülmecit’in emri ile yıkılmıştır.

Kayalar Köyü

Eski Bostancıbaşı kayıtlarında Bebek’ten ayrı bir yerleşim yeri olarak adı geçen Kayalar köyü artık yoktur

Şeyh Mehmet Efendi Tekkesi

Kayalar mevkiinde yapılmış olan Kadiri mezhebine ait olan bu tekkeden bugün hiçbir iz kalmamıştır.

Hamam

III. Ahmet’in emriyle Bebek’te yapımına başlanan Humayunuabad Kasrı ile aynı zamanda inşa edilen hamam,  1920 yılına kadar varlığını koruyabilmiştir.

Kadın Deniz  Hamamı

Eski bir kartpostaldan Bebek yalı boyunda Halim Paşa Yalısı’nın bitiminde  ince bir ahşap iskele ile  yola bağlı bir deniz hamamının olduğunu biliyoruz ama bunun özel mi yoksa kamuya mı ait olduğu hakkında bir bilgimiz yok. 

Bebek Gazinoları

Doksanlı yıllara kadar yaz aylarında müzik dinlemek için bugünkü gibi kapalı mekanların aksine, deniz kenarları tercih edildiğinden Bebek böyle bir yer seçiminde hep önde gelmiş ve çalgılı gazinoları ile ün salmıştır.   

1917 Rus ihtilalinden sonra İstanbul’a gelen Rusların kurduğu bir dans grubu şimdiki Bebek Parkı’nın bulunduğu bahçede ‘La Rose Noire’ adında bir gazinoda yazları gösteri yapmaya başlamış. Peşinden burada Moskovitch adında ikinci bir gazino daha açmışlar. Burada saray tipi elbiselerle genç Rus hanımları orkestra eşliğinde hem dans eder hem de müşterilere hizmet ederlermiş.  İşte bu programlar Bebek Belediye Gazinosu, Gaskonyalı Toma Bebek Maksim gibi bir zamanının meşhur Bebek gazinolarının başlangıcı olmuş; bu gazinolarda Muhlis Sabahattin’in operetleri seyredilmiş,  Münir Nurettin,  Safiye Ayla. Zeki Müren dinlenmiş.

 

Korular

Bebek’in her geçen gün yerleşim yeri olarak daha fazla tercih edilmesi sonucu II. Selim’in yukarda değinilen emirnamesinde sözü edilen ormanların koruya dönüşmesi kaçınılmaz olmuşsa da, 18. yüzyılda devlet yönetiminin üst kademesinde bulunan kimselerin Bebek’te yaptırdıkları yalı ve konaklarına ait büyük arazi parçaları içinde kalan korular sahipleri tarafından 20. yüzyılın  ilk çeyreğine kadar iyi korunmuşlar. Ancak bu tarihden sonra, günün ekonomik şartları ve büyük ve önemli mülklerin zamanla varis sayısındaki  çoğalmaları Arifi Paşa Korusu, Ayşe Sultan Korusu , Kortel Korusu gibi  sahiplerinin adları ile anılan bu korulardaki ulu ağaçların yerlerini  kat kat dizi dizi apartımanlara adeta zorla terkettirmiştir. İpar Korusu diğerlerine nazaran çok daha iyi korunmuştur. Ancak yine de  bahar aylarından başlayarak semtimizin  erguvan, mimoza, manolya ağaçları ile süslenmesini keyifle seyredebiliyor,  asırlık çınar ağaçlarımızın gölgesinde  dolaşabiliyoruz. 

Fransız Yetimhanesi

Bu yetimhane, Büyükbebek yamaçlarında 1856’da Kırım Savaşı sırasında İstanbul’a gelen Soeurs de Charite rahibeleri tarafından katolik yetim çocuklar için kurulmuştur.  

1991 yılında bir Türk şirket, yetimhane binalarını ve içinde bulunduğu geniş araziyi turistik bir tesisi yapmak üzere 49 yıllığına kiralamıştır.

Dalyan, Voli yeri

Asırlar önce bir balıkçı köyü olarak kurulmuş Bebek'in mayasında balığın  önemli bir yeri vardır. Birkaç Bebek'li bir araya gelse sohbetleri mutlaka denize balığa bağlanırdı.  Semtin ağacından sokağına balıkçılığın izi, kokusu sinmişti. Balık akını mevsiminde Bebek Koyu’na bir iki dalyan kurulur;  nöbete çıkan bekçileri dalyanın başındaki direkte ayakta saatlerce sürünün ağın içine girmesini gözlerlerdi. Mevsimine göre lüfer, palamut,  kalkan, gümüş, uskumru, kefal, hamsi, izmarit, iskorpit, kırlangıç, nadiren de olsa kılıç ve 100 kiloluk baba törikler ağa veya oltaya takılanlardan olurdu.  Sokaklarından pek sık olmasa da “canlı, canlı” diye bağırarak istakoz satıcıları da geçerdi.

Avlanma sonu semtin anıt ağaçlarından Küçükbebek’deki ulu çınarın arkasındaki voli yerindeki özel askı demirlerine asılan ağlar, görevlerini yerine getirmenin gururu ile rüzgârda günlerce salınır dururdu.  Voli yeri, denizlerde ve içsularda su ürünleri avlanmasına elverişli kıyıya bitişik ve sınırları belli olan su alanlarıdır. Yalıboyu’nda ise hemen Boğaz dışında avlananların ağırlaşmış teknelerinden balık dolu ağları indirmek için sahilde sıraya giren balıkçıların “heyamola”ları yükselirdi.

 

Koyun serin sularında  atılan kulaçlar, çekilen kürekler

Koyun sularına Bebek sahilinin her yerinden rahatlıkla girmek mümkündü.      Yazın omuzlarda kürekler, içe giyilmiş mayolar, elde ya da boyuna atılmış havlularla rengârenk denize iner, rıhtımdan, kayıkhanelerden veya sandalla açılarak denize girilirdi.  Sahilden, koydaki deniz fenerine ilk defa yüzen kız erkek her Bebekli çocuğun denizden eve dönerkenki yürüyüşü sabah sahile geliş halinden çok farklı, bayağı fiyakalı olurdu. 

Sabahları denize girenlerin, akşama doğru balığa çıkanların kayıklarıyla denizin üstü, allı, mavili, beyazlı, sarılı, sanki bir top dallı güllü bir zamanın Sümerbank basmasıyla kaplanmış gibi cıvıl cıvıl olurdu. Havanın kararmaya başlamasıyla bir elde nevale çıkınları ,diğerinde olta takımları ve lüks lambaları ile lüfere çıkanlar, gündüz rengârenk olan koyun  denizini fener alayı yapılan büyük bir bayram yerine  dönüştürürdü.

Tramvay

1907’de Ortaköy’e kadar gelen atlı tramvay seferleri, 1911’de elektrikle çalışarak Bebek’e kadar uzatılmıştır. Ellili yılların sonunda, sahil yolu yapım çalışmaları sırasında Bebek’e gelen bu raylı toplu taşıma sistemi iptal edilmiştir.  

Panaiya Rum İlkokulu

Rumlara mahsusu bu ilkokul, 1950’de açılmış ve 1974’ de kapanmıştır.

Galatasaray Su Sporları Tesisi

Galatasaray Spor Kulübü, 1957 yılında Kuruçeşme’deki adayı satın alması üzerine kulübün su sporları tesisi Bebek’ten ayrıldı.

Bülbül Deresi

Şiirlerde, şarkılarda Boğaziçi koruları bu güzel sesli kuşların yuvalandığı, şakıdığı yerler olarak konu edilir olmuştur hep. Koruların daha çok kuytularında olan bir Bülbül Deresi de Küçükbebek’te vardı.

Çilek Tarlaları

Bebek’ yamaçlarında artık tadını unuttuğumuz Arnavutköy çileği diye bilinen çok güzel kokulu çilekler yetiştirilirdi. 

Semtin Önemli Yapı Taşları

Bebek Camii

18. yüzyılın başlarında, 1725-26’da III. Ahmed’in ünlü sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından, Bebek Köyü yazlık bir yerleşim yeri olarak düzenlenirken, Hümayunâbâd Kasrı yanına III. Ahmed adına bir cami yaptırılmıştır. Alt katı mektep olarak kullanılan bu cami, zamanla bakımsızlıktan eskidiği için, Evkaf Nazırı Mustafa Hayri Efendi tarafından yıktırılarak Evkaf Başmimarı Kemaleddin Bey’e 1913’te aynı yerde bugünkü cami yaptırılmıştır.


Mimar Kemaleddin ve Vedat (Tek) Beylerin öncülüğünde o dönem yapılarına egemen tarzı olarak benimsenen I. Ulusal Mimarlık üslubunun bütün özelliklerini yansıtan bu yapı, genel hatlarıyla kare planlı ve tek kubbelidir. Üç gözlü son cemaat yeri vardır.

Kayalar Mescidi

17. yüzyılda Nişancı Sıtkı Mehmet Efendi tarafından yaptırılan bu mescid 1877’de Şeyh Niyazi Efendi tarafından yeniden inşa edilmiştir. Haziresinde Kanuninin emri ile öldürülen Melametilik tarikatı önderlerinden Oğlan Şeyh İsmail Maşuki yatar.

Mısır Arap Cumhuriyeti Başkonsolosluk Binası

Sultan Abdülhamit’in torunu Emine Hanım Sultan, eşi Mısır ve Sudan Hidivi’nin ölümü üzerine yazları bir kayıta göre, ailesine Sultan Abdülhamit tarafından hediye edilen diğer bir kayıta göre kendisinin satın aldığı Bebek sahilindeki şimdiki Mısır Arap Cumhuriyeti Başkonsolosluğu’nun yerinde bulunan yalıya gelmeğe başlar. Bir zaman sonra ihtiyaca cevap vermediği için eski yapıyı yıktırıp yerine bugünkü küçük sarayı ve buradan arkadaki yamaçta ana binaya  ait koruya ve içindeki köşklere gitmek için Bebek yolunun üstünden birkaç  kafesli  ahşap köprü de yaptırır.

 

Prenses, Nimetullah adlı yatıyla kışlarını geçirdiği Mısır’dan maiyetindeki kalfaları, haremağaları ve hizmetkârları ile birlikte yaz başlarında tüm ihtişamı ile yattan sandallara sandallardan saraya gelişini sonbaharda da gidişini seyir için Bebeklilerin sahile çıktığı söylenir. Emine Sultan Yalı Sarayı’nı Abdülhamid’in tahta çıkışının yıldönümlerinde elektrikle aydınlatılırmış. Prenses Emine’nin Bebek’te geçirdiği depdebeli hayatı, semt sakinleri hem saygıyla hem de sevecenlikle izler,  Bebek’te yaptığı iyiliklerden ötürü kendisinden Abdülhamid’in ona ‘Bundan sonra bu böyle biline ‘ diyerek verdiği ‘Valide Paşa’ ünvanı ile bahsederlermiş. Bu bir hanımın Osmanlıda   ‘paşa ‘ lâkabı ile ilk defa anılmasıymış.  

Ölümünden sonra varisleri bu binayı Emine Paşa’nın isteğine uyarak Mısır Devletine  bağışlamışlar.

 

Kavafyan Konağı

 

1751 de yapılmış İstanbul’da ayakta duran en eski evidir. Kavafyan Konağı Türk ev mimarisinin en iyi korunmuş ve bozulmamış bir örneğidir

 

Yılanlı Yalı

 

Yılanlı Yalı, Boğaz kıyısında kalabilen sivil mimarinim ender ve en güzel örneklerinden biridir. Yapıldığında yalının etrafında geniş bahçeleri vardı.  Robert Kolej’in ana binasından Rumelihisarı’ndaki Zaganoş Paşa kulesine kadar uzanan bu bahçelerin içinde sayısız bostan, meyva bahçesi, bağ ve havuzlu bahçeler vardı.

 

Lazarist’lerin Yeri

 

İsa Tarikatı  veya İsa'nın Askerleri olarak anılan Cizvitler bir Hıristiyan tarikatıdır. Hıristiyanlığı kabul etmiş bir İspanyol askeri tarafından 1534'de kurulmuştur. Cizvitler zaman içinde yerlerini Roma Katolik mezhebinden olan Lazaristlere bırakmışlardır. Bu cemaatin  yoğunlaştığı başlıca iki alan misyonerlik ve eğitim kurumları açmaktır. Aziz Vincent de Paul’un izinden giden cemaat, adını Paris’te sahip oldukları ilk manastırdan, Aziz Lazar Manastırı’ndan almışlardır. Lazarist misyonerler Türkiye’ye  1783 yılında gelmiştir. Bu cemaatin semtte Lazaristlerin yeri diye bilinen Büyükbebek yamacında etrafı çevrili, içinde Sacre Coeur adlı bir kilise,  din görevlisi için bir lojman, saat kuleli bir bina, bir kütüphane, bir meryem heykeli olan  geniş bir arazileri vardır.

 

Bebek Aya Haralampos  Kilisesi 

Kilise kitabesine göre Avarlar’a ait bir tapınağın üzerine yapılmıştır. Kilise hakkında en erken kayıt 1796 tarihlidir. Bugünkü kilisenin inşa tarihi 1830’ dur.

 

Rum Ortodoks Aya Apostali Ayazması

 

Ayazma Ortodoks Rumları tarafından kutsal sayılan pınar suyudur. Bebek’ten Etiler’e çıkan yokuş üzerinde Aya Haralampos Kilisesi’nin karşısındadır.  Kayıtlı tarihi 1724’ dür.  Kutsama günü 30 Hazirandır.

 

Rum Ortodoks Mezarlığı

Büyükbebek’’te vadi içinde bir küçük Rum Ortodoks mezarlığı vardır.

 

Cevdet Paşa Caddesi

Bebek anacaddesi adını Bebek Yalıboyunda kendi adı ile anılan bir yalı sahibi Ahmet Cevdet Paşadan almıştır. Ahmet Cevdet Paşa, son Tanzimatçıların bir hukuk reformu için Fransiz medeni kanununun dilimize çevrilmesi önerilerine karşın, islam medeni hukukunun derlenip modernleştirilmesi fikri ağırlık kazanması üzerine Osmanlı örf ve adetlerini esas alan mecellenin hazırlanmasyla görevlendirilen batı ve doğu kültürünü eşit derecede bilen II. Abdülhamit döneminin Adliye nazırıdır. 1895’ de paşanın ölümünden sonra yalısını ve içinde bulunduğu koruyu II. Abdülhamit kızı Ayşe Sultan’a vermiştir.

 

Bebek Vapur İskelesi

İskele, 1851’’de Şirket-i Hayriye’nin kurulduğu yıl açıldı. Sultan Ahmet Camii Mektebi ile Kadı Mehmet Efendi Yalısı’nın arasında kalan yerde inşa edilen iskele ,1890’da erkek ve kadın yolcular için ayrı odalara bölündü. 1898’de onarıldı,

 

Bebek Feneri

Çakar tipli fener 1856’da kurulmuştur.

Lütfü Bey Çeşmesi

II. Abdülhamit’in mabeyinci Lütfü Bey’in adına 1905’de yapılan Hamidiye Suyu Çeşmesi’dir ,

Narlıyan Yalısı

Bebek’te yapılan çok katlı ilk yalıdır.  Halic-i Dersaadet Şirket-i Hayriyesi adı ile  Haliçte vapur işletme hakkını 1881’de bir ortak ile alan  Misak Narlıyan Efendi’nin ailesine aittir.  

Bebek Parkı ve Anıtsal Çınarlar 

Yıkılan Humayunuabad Kasrı yerine son Osmanlı devrinde 1917 ihtilali ile yurdumuza gelen beyaz Ruslar tarafından birkaç gazino açılmış, Cumhuriyet döneminde ise düğünlerin ve konserlerin tertip edildiği Bebek Gazinosu inşa edilmiştir. Buranın istimlak edilmesinden sonra bu bahçe park haline getirilmiştir. Parkta anıtsal çınar ağaçları ve ortada tam boy şair Fuzuli’nin heykeli  vardır. 

Bebek Badem Ezmesi Müessesesi

Baba aile mesleği Mudanya ve Bursa havalisinde badem ağaçları yetiştirme olan genç Mehmet Ali İşgüder, Haydarpaşa Lisesi’nde okurken Fener Rum Lisesi öğrencisi Arnavutköylü Anastasia Triandafuli’ye aşık olur. Baba Triandafuli iki gencin evlenmesine ancak Mehmet Ali’nin Anastasia’nın doğup büyüdüğü yere yakın bir yerde iş açmasına ve çiftin burada yerleşmeleri şartı ile bu evliliğe müsade eder.  Büyüklerin oluru ile mutlu bir evlilik ve Bebek vapur iskelesi arkasına düşen o tarihdeki Bebek çarşısında badem ezmesi ve pandispanya satan küçük bir dükkanın 1904’de açılmasıyla bir asırı geçen çok başarılı bir ticari hayat başlar. Baba Mehmet Ali Bey ile anne Anastasia Hanımın vefatından sonra bu müesseseyi büyük bir ustalık, titiz,  dürüst ve özverili çalışma ile kızları  Sevim ve  Sema   Hanımlar bir dünya markası yapmışlardır.