BENİM GÜZEL MANOLYAM

Benim Güzel Manolyam...

 
O ağaca neden bu kadar bağlanmış olduğumu hiç bilmiyorum.
Yanıtını asla bulamayacağım sorulardan biri bu benim için.
Ağaç değil de bir kadın olsa ona karşı hissettiklerimi “aşk” diye
açıklayabilirim.
Ama o bir ağaç. Elbette canlı ama benimle sabah yürüyüşlerine çıkamaz. Bir
yaz günü deniz kenarındaki bir gölgelikte bir şişe buz gibi beyaz şarabı
paylaşamayız. Gece çimenlerin üzerine yatıp benimle yıldızları seyredemez!
Her bahar geldiğinde çiçeklerini açacak diye içimi bir heyecan kaplar.
Onunla özel ilişkimi bilen yakınlarım çiçek açtığını benden önce görürlerse
mutlaka haber verirler.
Hafta başında bir öğle vakti Işıl aradı. “Seninki gelin gibi süslenmiş yine,”
dedi.
O bir manolya ağacı. Manolyaların kışın yapraklarını döken cinsinden,
M.liliflora!
Bebek’ten Etiler’e çıkan İnşirah Yokuşu’nun hemen başındaki okulun
bahçesinde yaşıyor. Çiçekleri önce beyaz açıyor, sonra pembeleşiyor ve
yapraklanmaya başladığında da çiçekleri tülden bir örtü gibi altındaki geniş
gölgeliği kaplıyor.
Belki bu kadar güzel olmasının, çiçeklerinin bu kadar baş döndürücü
olmasının nedeni bir okulu bahçesinde yaşıyor olmasıdır diye düşünmüyor
da değilim.
Hepimiz ilk aşklarımızı ilkokulda yaşarız. O ilk aşklar hiçbir zaman ifade
edilemiyor belki ama benim manolyam, dallarının altında hangi sessiz aşkların
yaşandığını gayet iyi biliyor olmalı.
Ve belki de üzerindeki her çiçek, anlatılamamış, sessizliğe mahkûm edilmiş o
masum aşklardan kaynaklanıyor.
Yolunuz Bebek’e düşerse sevgilinizle beraber manolyamı görmeye gidin.
Dilinizde de minik bir şarkı olsa, daha iyi: “Koklamaya kıyamam, benim
güzel manolyam!”
 
25 Mart, 2006 Hürriyet Gazetesi
Mehmet Y. Yılmaz
188